18 Nisan 2020 Cumartesi

Singapur, Kuala Lumpur, Phuket. Pattaya, Bangkok


16 Ocak  İzmir-İstanbul 20:15 uçağı


17 Ocak İstanbul –Singapur Gece 01:55 uçağı ile onbir saatlik Uçuşun ardından Singapur saati ile 17:30 gibi Singapur Changi Havalimanı’na varıyoruz. İçinde botanik bahçelerin bulunduğu çok modern bir havalimanı. Havalimanındaki change officete elimizdeki doların bir kısmını Singapur dolarına çevirip havalimanından Sky train ile Booking.com’dan ChinaTown’da ayırttığımız Hotel 1887, The New Opera House ‘a geçiyoruz. Odaları ufak ama temiz bir otel. Bir geceliğine içinize sinerek kalabileceğiniz bir yer. Chinatown ulaşım açısından çok merkezi ve de çok renkli bir nokta. Metro ile havalimanına, Sentosa adasına, Marina Bay Sands ve Gardens by The Bay’ın bulunduğu marina’ya rahatlıkla ulaşılabilir. Otele yerleştikten sonra akşam yemeği için Chinatown’u turluyoruz.



      

18 ocak Singapur – sabah kahvaltımızın ardından valizlerimizi otelin emanetine bırakıp Metro ile Sentosa adasına doğru günümüze başlıyoruz. Metro biletlerimizi alıp Harbourfront istasyonunda iniyoruz. VivoCity diye bir AVM’nin içinden çıkılıyor. Buradan Cruise Limanının çıkışından geçip teleferik biletlerimizi alıyoruz. Kişi başı 35 singapur doları. Birbiriyle bağlantılı 3 parçadan oluşan teleferik ile panaromik olarak görülen adada tropikal bitkiler, Universal Studios, Casino, alışveriş merkezleri gezilecek yerler. Cruise gemilerinin üstünden tropik bitki örtüsü eşliğinde yapılan teleferik yolculuğu Singapur’un olmazsa olmazı. Yolculuğumuzu bitirdikten sonra metroyla Chinatowndaki otelimizden sırt çantalarımızı alıp vakit kaybetmeden tekrar metro ile marina’ya gidiyoruz. Bayfront istasyonunda inip şahane Marin ve Gardens by the Bay manzarasını görmek için Marina Bay Sands otelinin terasına çıkıyoruz. Şu meşhur terasında sonsuzluk havuzu bulunan otel. Burayı da gördükten sonra yine metro ile Kuala Lumpur otobüsümüzün terminalinin olduğu Nicoll Highway’deki Golden Mile terminal binasına geçiyoruz. Otobüsümüzün hareket saati 19:00 olmasına rağmen yer olduğu için 18:00 otobüsüne biniyoruz. Gece yarısı Kuala Lumpur’da olacağımız için elimizde kalan Singapur dolarlarını terminalde Malezya Ringgitine çeviriyoruz. Otobüs biletimizi Türkiye’deyken Starmart’ın sitesinden 20 Singapur dolarına almıştık. Uzaklık 350 km. Yolculuk sınır geçişi ve molayla birlikte 6 saate yakın sürüyor. Otobüs yolculuğu hem rahat hem ekonomik. Fakat bizdeki gibi otobüs ikramları yok. Yanınıza biraz atıştırmalık almakta yarar var. Singapur çok modern ve teknolojik bir şehir-ülke. Aynı zamanda yaşam da çok pahallı. Ama kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Bu yüzden gezimizdeki en kısa zamanı burada ayırıyoruz. Zaten küçük bir şehir olduğu için şehrin önemli noktalarını rahatlıkla gezip Malezya’ya, Kuala Lumpura geçiyoruz.
Gece yarısı otobüsten indiğimiz Times Square’de bekleyen taksilerle otelimize geçiyoruz. Otelimiz M Palace hotel.

    

19 ocak Kuala Lumpur - Sabah kahvaltımızı ardından KL merkeze 15 km uzaklıktaki Batu Caves (Batu Mağaraları)’e gitmek için otelimizden ayrılıyoruz. Tropikal ikliminden dolayı hava sürekli nemli ve yakıcı bir güneş var. Otelimiz Masjid Jamek Metro istasyonuna beş yüz metre uzaklıkta. Batu Caves için KL Sentral’den Batu Caves trenine aktarma yapıyoruz. Metrolarda Malezyalı müslüman kadınlar için pembe renkli işaretli bölgeler var. Yine pembe işaretlenmiş bazı vagonlar da sadece müslüman kadınlar için ayrılmış. Bindiğimiz tren İzmir’in İzban’ının aynısı. KL Centralden 15 km kadar uzakta bulunan Batu Mağaraları'na yarım saat kadar bir sürede, etrafa bakınarak ulaştık. Batu Caves Malezya da kesinlikle görülmesi gereken bir mağara tapınak. Hindistan dışındaki en büyük Hindu tapınağı. Girişindeki kolosal tanrı heykeli, maymunlarla dolu rengarenk 272 basamakla çıkılan mağaranın içinde tapınma yerleri, ve dini hikayeleri anlatan tasvirler bulunuyor. Mini etek veya şortlu bayanlar uzun etek giymek zorunda. Girişteki çalışanlardan ücret karşılığı alınan eteğin dönüşte iadesi ile depozitonuzu alabiliyorsunuz.
Batu Caves dönüşü şehrin sembolü Petronas İkiz kulelerine doğru hareket ediyoruz. Öncesinde Central Market’e uğruyoruz. Fakat alışverişimizi ağırlık taşımamak için Bangkok’a bıraktığımız için ve yemek yemek için de içimize sinen bir yer bulamadığımız için İkiz Kulelere geçiyoruz. Kulelerin altındaki Suria KLCC alışverişmerkezinde Ben’s diye bir Cafe Restorana oturuyoruz. Pizza, Hamburger, Salata, pasta ve kek çeşitleri şahane. Fiyatları da kalitesine göre çok uygun. Kesinlikle herkese tavsiye edilebilecek bir yer. Akşam AVM nin önündeki havuzda müzik eşliğinde ışık ve su şovları yapılıyor. Yemeğimizi ve kahvelerimizi içtikten sonra meşhur Petronas İkiz Kuleler pozumuzu vermek için kulelerin önüne geçiyoruz. Gerçekten de güzel bir görsel sunuyor bu yapı.

20 ocak Phuket

Sabah kahvaltımızın ardından otelden check-out yapıyoruz. Merkeze 60 km uzaklıktaki havalimanı için KL Centerdan KLIA Ekspress isimli hızlı trene biniyoruz. 20 dk aralarla kalkan tren çok konforlu. Kişi başı 55 ringiti olan tren 30 dk sonra hiçbir mola vermeden havalimanına varıyor. Normal tren ile de gitmek mümkün fakat süre uzuyor. Havalimanında dış hatlar uçuşumuz olduğu için pasaport kontrolünden geçip, üç hafta önce kişi başı 119 ringgiti’ye aldığımız Malindo Air uçuşumuza başlıyoruz. 12:00 olan uçuşumuz birbuçuk saat sürüyor. Saat farkından dolayı Phukete varış saatimiz 12:30. Bir saat kazanmış oluyoruz.
Havalimanı çıkışında VecayPhuket firmasından ayarladığımız transfer aracı bizi isimlerimizle karşılıyor. Güzel bir beyaz Totoya Corolla bizi Phuket International Havalimanı'ndan otelimizin olduğu Patong Beach’e götürüyor. Yol bir buçuk saat sürüyor. 600 Baht transfer ücretini otele varınca şoföre taktim ediyorum. 3 gece rezervasyon yaptırdığımız Best Western Patong Oteli’nin konumu çok iyi. Patong plajına ve Patong'un meşhur diskolarının olduğu caddeye çok yakın. Hemen eşyalarımızı bırakıp Patong plajına ve Hint Okyanus 'unun bir parçası olan Andaman denizinin ılık sularına giriyoruz. Ocak ayında deniz suyu şahane. Zaten burada yıl boyu sıcaklıklar değişmiyor. Sürekli aynı mevsim yaşanıyor. Ama gelmek için en iyi dönem ocak-şubat. Yani bizde kış iken. Temmuz Ağustos dönemi muson yağmurlarından dolayı sürekli yağmurlu ama yağmur geçince yine güneşli ve sıcak. Deniz işini hallettikten sonra akşam yemeği için balık pişiricileri ile dolu pazar şeklinde bir yere geldik. Bir  balıkçıya siparişimizi verdik. Karides, kalamar, çeşitli balıklar. İnsan burada deniz ürünlerine doyuyor. Yemeğimizin ardından Phi Phi adası turumuzu ayarlamaya koyulduk. Onlarca stand ve acentada değişik fiyatlar mevcut. Pazarlık şart. Sıkı pazarlık etmekten çekinmeyin. Bizim kişi başı binikiyüz bahta aldığımız turu, teknede bin bahttan alanlar vardı. Ödememizi yapıp makbuzumuzu aldıktan sonra Patong’un gece hayatının da nasıl olduğunu görüyoruz….

21 Ocak Phuket Phi Phi Adası turu. Sabah güzelce kahvaltımızı yaptıktan sonra resepsiyonda tur arabamızın gelmesini bekliyoruz. Gelen araç bizi 45 dk mesafede teknelerin kalktığı marinaya götürüyor. Burada sürat teknesi yolculuğuyla ilgili kısa bir brifing aldıktan sonra gerekli ihtiyaçlar için zaman veriyorlar. Teknemizin üstü kapalı olmasına rağmen güneş kremi kesinlikle gerekli. Deniz kestanesi var diyerek deniz ayakkabısı almamızı tavsiye ettiler fakat tur esnasında gerektirecek bir durum yaşamadık. O yüzden almak gereksiz. Terlik yeterli. Tur sırasında Viking Mağarası, Maymun adası ve benim en çok beğendiğim Koh Khai adasında yüzme ve serbest zaman için molalar verdik. Gayet güzel bir turdu. Midesi bulanan bir ablanın kusmaktan içi dışına çıktı. Yolculuk öncesi bulantı hapı verilmesine rağmen deniz tutanlar zorlanabilir.  

Tur sonu otellerimize bırakıldık. Ertesi gün yapacağımız James Bond adası turundan tavsiye üstüne vazgeçtik. Çünkü denizi bulanık olduğu için yüzme molaları güzel değilmiş. Sadece filmin bir sahnesinin geçtiği yer için değmeyeceğini düşündük.

 

22 ocak Phuket  Güzelce dinlenip sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra Patongu gündüz gözüyle görmeye başlıyoruz. Hava gerçekten sıcak olduğu için kapalı mekanlarda vakit geçirmek daha mantıklı. Otelin hemen yanındaki Banzaan Fresh Markete giriyoruz. Burası sabit bir pazar şeklinde. Üstü kapalı. Manavlar, balıkçılar, kasaplar var. Kurbağa, yılan, böcek satıyorlar. Manavlardan bazı tropikal meyvelerin tadımını yapıyoruz. Sarımsak şeklinde bir meyve hoşumuza gidiyor. Tayland’ın meşhur çok kötü kokan meyvesi Durian'ında burada tadına bakıyoruz ama ben bir şeye benzetemedim, sevmedim. Otellerde özellikle bu meyvenin odada yenmesinin yasak olduğu işaretleri görürsünüz. Gerçekten çok kötü bir kokusu olduğundan kapalı yerlerde tüketilmesi kesinlikle yasak. Tayland da otel kahvaltılarında ve gittiğimiz her yerde rastladığımız ananasa, hindistan cevizine, ejder meyvesine doyduk. Banzaan’dan sonra yolun karşısındaki Jungceylon alışveriş merkezine gidiyoruz. Çok güzel bir AVM. Yemek, alışveriş ve dinlenmek için güzel bir merkez. Güneşin batışını kaçırmadan Karon’daki Büyük Budha heykeline gitmek için bir taksiciyle anlaşıyoruz. Bizi heykelde bekliyor ve tekrar Patong’a getiriyor. 25 metre yüksekliğindeki Budha heykeli beyaz mermerde yapılmış ve bulunduğu tepede şahane bir manzara var. Dönüşte Kata’dan geçiyoruz. Buraya yolu düşenlerin Kata’daki Katatürk Restoranda yemek yemelerini tavsiye ederim. Biz yapamadık, artık bir sonraki sefere inşallah diyorum.

23 ocak Pattaya 13:25 VietJet Bangkok uçuşumuz için yine Vecay Phuket ile 9:30 da otelden çıkış yapıyoruz. Kişi başı 60 usd aldığımız VietJet ile birbuçuk saatlik uçuşun ardından 15:00’te Bangkok Suvarnabhumi Havaalanına iniyoruz. 2020 yılının küresel felaketine dönüşecek olan Corona virüsüne karşı maske takan insanları görmeye başlıyoruz. Tabi avrupaya ve ülkemize gelmesi mart aylarını bulacak ve bir Pandemiye dönüşecek olan virüsün tehlikesinden habersiz Pattaya Transfer firmasından 1200 bahta ayarladığımız araç ile buluşuyoruz. Yine bir sedan Corolla bizi 130km mesafedeki Pattaya Sandalay Resort’a götürüyor. Otele varınca yine gün batmadan denizini deniyoruz. Hint Okyanusunun bir parçası olan Tayland körfezindeki gelgitlerden olsa gerek suyun zemini çamur gibi ve sığ olduğu için deniz pek keyifli gelmedi. Akşam sahil boyunca yürüyüş sırasında bol miktarda yaşlı Avrupalı amcalar yaşça kendilerinden çok küçük Taylandlı kızlarla çok kötü bir görüntü oluşturuyor.

 

24 ocak Pattaya Otelin güzel kahvaltısından hemen sonra kiraladığımız bir scooter ile timsah şovları, filleri, kaplanları ile meşhur The Million Stone parkına gidiyoruz. Yolda polis çevirmesinde ehliyetsiz motor kullanmaktan 300 Baht ceza yiyorum. Bu ceza makbuzuyla 24 saat motoru kullanabiliyorsunuz. Sonradan başka bir rehber arkadaştan duyduğuma göre 100 Baht polise verip geçiliyormuş :) Bilmiyorum, başkasının yalancısıyım. Zaten çok büyük bir para değil. Biraz Tayland ekonomisine katkı yapmış oldum. İnternetimiz ve gps imiz olmadığı için Pattaya'nın pek de güvenli olmayan arka mahallelerden biraz dolaştıktan sonra parka ulaşıyoruz. Tabi güneş kremi sürmeden çıktığımız için de baya bi yanıyoruz. Park ziyaretimizin ardından motoru teslim edip otelimize dönüyoruz. Akşam yemeği için çıktığımızda Terminal 21 ve Central Festival alışveriş merkezlerinde bişeyler atıştırıyoruz.

25 ocak Bangkok yine güzelce otelde kahvaltımızı aldıktan sonra Pattaya transferimiz bizi almaya geliyor. Bangkok’daki son konaklamamız Bangkok Trang otele 150km yolumuz var. Ücrette 1400 Baht. Çin yeni yılı olduğu için ortalık sakin. İnsanlar köylerine, memleketlerine gitmişler. Otelimize eşyalarımızı bıraktıktan sonra Emerald Budha Tapınağına geçiyoruz. Giriş ücreti 500 Baht. Yolda turist olduğumuzu alnımızdan okuyan ve yardımcı oluyormuş gibi yapan bir dolandırıcı bizi yüzen pazar ve şehir turu yapmamız için yoldan geçen bir anlaşmalı olduğu bir tuk tuka bindiriyor. Fakat bunların birlikte çalışıp turistleri yolan tipler olduğunu hemen fark edip tuk tuktan iniyoruz. Bizdeki taksiciler gibi Tayland'da da bu tarz tuktukçular var demek. O yüzden yurt dışında yardım ediyormuş gibi davrananlara inanmamak lazım. Altın ve zümrüt ile işlenmiş tapınaktan sonra şehrin kanallarında çalışan teknelerle Pratunam durağına gidiyoruz. Buradaki The Market avm de yemek yiyip etrafındaki local dükkanları geziyoruz. Otele dönüşümüz Bangkok’un meşhur tuk tuklarıyla. Pazarlık mübah tuktuklarda.

26 ocak Bangkok Otelden direk taksiyle Chatuchak haftasonu pazarına gidiyoruz. Artık son günümüz ve gereksiz zaman kaybı ve ağırlık taşımamak için son güne bıraktığımız hediyelerimiz için arkadaşım Cem’in tavsiye ettiği, binden fazla dükkanın olduğu Çatuçak’a geliyoruz. Cumartesi ve pazarları 08:00-19:00 arası açık olan pazarda Tayland’a has olan her şeyi bulabilirsiniz. ChaTuCkak’tan tuk tuk ile Kiak Kai iskelesine gidip ilk gelen tekne ile Chinatown’a doğru bir Chao Phraya Nehir turu yapıyoruz. Bangkoku ikiye ayıran bu nehirden şehrin gece manzarası çok güzel. Chinatown’un ana caddesi Çin yılbaşısı için kapatılmış ve bir kermes haline getirilmiş. Yerel lezzetler, kıyafetler, hediyelikler satılmakta. Canlı konserler, ejderha kostümlü, havai fişekli gösteriler gecemize renk katıyor. Yoldan çevirdiğimiz bir tuktukla otelimize dönüyoruz.

27 ocak Bangkok Ve dopdolu bir tatilimizi çok güzel hatıralar ile ardımızda bırakıp güzel yurdumuza dönüşe geçiyoruz…

Bu ülkeleri görmek isteyenler için zamanlama, ulaşım, maliyetler gibi konularda fikir sahibi olunması programımı paylaştım. Uçuğumuz THY ile 4500tl (760usd)(dolar 5,9ytl) , cep harçlığınızı ve de konaklamaları da yukardaki fiyatlara ekleyip maliyet hesabı çıkartılabilir.
  

24 Ağustos 2018 Cuma

Lisinia Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi

 

Organik ürünlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan, suyun giderek azaldığı ülkemizde su tüketimi az ve eti bereketli Burdur keçileri yetiştiren, kıraç arazilerde kekik, adaçayı, lavanta gibi organik çiçekleri yetiştirip bunların yağlarını çıkartarak ülke ekonomisine katkıda bulunan Veteriner Öztürk Beyi ve sadece yemek ve barınma karşılığında ona yardımcı olan gönüllü ekibini kutluyorum.



Burdur gölü kenarında kurduğu Lisinia Yaban Hayatı Yaşam Merkezinde yabani hayvanları da tedavi ederek doğaya kazandıran bu merkezi herkesin görmesi lazım.


15 Mart 2018 Perşembe

Günübirlik Kavacık köyü, Sığacık, Bademler, Demircili



 Kavacık köyü, Sığacık, Bademler, Demircili 
11 nisan sabahı Limontepe kavşağından Cihangir Beyin emekli harbiye mezunları grubuyla birlikte Balçova'nın tepelerine denk gelen Kavacık köyüne doğru tırmanmaya başlıyoruz. 21 km lik daracık dağ yolundan İzmir körfezi manzaraları eşliğinde Karabağlar belediyesine bağlı Kavacık köyüne ulaşıyoruz. Yolda bazı yerlerde iki araba aynı anda geçemez. Biz de bir noktada karşımızdan gelen minibüse yol vermek zorunda kaldık. Yol üstünde askeriyenin radarı gözümüze çarpıyor. Meteorolijinin de bir yeri bulunuyor.  Payamlı-Kavacık arasında da askeriyenin füze rampası bulunuyormuş. Kavacık köyüne belediye otobüsüyle de gitmek mümkün.  24 numarali otobus gunde iki kez üç kuyular - Kavacık arasında sefer yapmakta. Kavacık girişinde gözleme yerleri göze çarpıyor. Biz köy meydanındaki Atatürk büstünün karşısındaki kahvelerde yanımızda getirdiğimiz çıtır simit ve börekler ile kahvaltımızı yaptık. Aynı kahvede  pazar sabahları İzmir'den evden getirdikleri nevale ile kahvaltı eden bir aileyle tanıştım.  Ne güzel bir alışkanlık !!!


 19. yy'da kurulmuş 850m rakımlı küçük bir yörük köyü Kavacık. İzmir şehir merkezine bu kadar yakın mesafe kalan bakir doğal güzelliklerden biri. Köy meydanının çok yakınında bulunan asırlık çınarı görebilirsiniz. Patikadan daha aşağı inerseniz karşınıza akan sular, küçük şelaleler çıkıyor. Burası doğa yürüyüşü yapanlar ve bisiklet tutkunları için ideal bir yer.

Kavacığın doğal kara üzümü meşhur. Her yıl eylül ayında üzüm festivali düzenleniyor. Hasat zamanı kara üzümlerini toplayan, bir yandan da pekmezlerini yapan köylüleri görebilirsiniz.

Kavacığın kuzeyinde bulunan ve şeklinden dolayı Çatalkaya olarak bilinen dağ Narlıdere sınırını oluşturur. Körfezin karşı yakasından da görülen bu dağ İzmir'in simgesi haline gelmiş, ikiz kardeşler ve Marily Monroe tepesi olarak da adlandırılıyor.

Kavacıktan ayrılıp, bu sefer Güzelbahçe yönüne gidiyoruz. Artık inişe geçtik. Payamlı, Küçükkaya köylerini geçip Güzelbahçeye ulaşıyoruz. Bu yollar Izmir'de düzenlenen Ege Rallisinin de etaplarından bazıları. Kavacık'tan başka bir yol da Efemçukuru, Çamtepe, Gödence ve Gölcük köyleri üzeri Bademler köyüne ulaşılabilir.

Sığacık
Kavacık'tan sonraki ikinci durağımız Seferihisar'ın sahil mahallesi Sığacık. Saat 13.00 gibi Sığacık’a ulaşıyoruz. Pazar günleri Sığacık’ın Kale içi pazarı kuruluyor. Baharda tazecik enginar, şevketi bostan, ısırgan, cebes gibi otları bulmak mümkün. Köylülerin yaptığı keşkekler, zeytin yağlı kabak çiçeği ve yaprak sarma dolmaları, mis gibi kokan kekik çeşitleri, ev tarhanaları, salçalar tezgahlarda renk cümbüşü içinde şehir insanlarını cezbediyor. Sığacık deyince insanın aklına ilk gelen de tabi ki de taze balık. Her bütçeye göre restoranlar mevcut. 8tl ye ekmek arası sardalyeden, 15tl ye porsiyon sardalye yada 25tl ye levrek veya midye, kalamar ve diğer balık çeşitleri. Tabi işin içine alkol girince fiyatlar değişiyor....

Sığacık’a gidince antik Teos kenti gezilebilir, yaz aylarında Akkum plajından denize girilebilir, sabahları marinasından kalkan gemiyle Samos Karlıovası’na gidilebilir yada Ekmeksiz, Demircili koylarına doğru giden teknelerle günübirlik bir gezi yapılabilir. Ata Demirel de son filmi Olanlar Oldu’yu burada çekti. Kendi de bu tarzda bir tekne kaptanı rolündeydi.

Saat 15:00'te Sığacık’tan ayrılıp ilklerin köyü olarak anılan Bademler Köyünden geçiyoruz. İlk köy tiyatrosu, ilk çocuk oyuncak müzesi Bademler'e ait. Erol Taş ve Hülya Koçyiğit’in oynadığı "Susuz Yaz" ve Pembe Kadın filmlerinin burada çekilmesi ile daha çok tanınan Bademler Köyü 2012 de yapılan bir yarışmada Türkiye'nin en temiz köyü seçilmiş. Köyde bütün atıklar geri dönüştürülmek amacıyla köy meydanında bulunan kutulara atılıyor.





Bademleri geçtikten sonra Urla'nın Kuşçular, Yağcılar, Demircili köylerindeki Şarap bağları arasından geçere Yörük Aile Evi isimli restoran&cafe de temiz hava aldıktan sonra evlerimize dönüyoruz.

7 Ocak 2018 Pazar

Antalya Yılbaşı 2018

Antalya 2018 Yılbaşı 
2018’e Antalya Porto Bello Otelinde girme için sabah 6:15’ye Bostanlıdan yola çıkıyoruz. Aydın-Nazilli-Denizli-Serinhisar-Acıpayam-Korkuteli yolundan Academic Tur misafirleriyle Antalyamıza varıyoruz. Cumhuriyet Meydanında Yivli minare ve Saat Kulesini gördükten sonra Hadrian Kapısına varıyoruz. Sonra Kaleiçinin en güzel butik oteli Alp Paşa Konağını dolaşıp Kesik minareyi görüyoruz. Seyir terasından antik limanı ve falezleri fotoğrafladıktan sonra Limanına inip kordonunda turluyoruz. Yorulan misafirler asansör ile cumhuriyet meydanına, isteyenler ile de kaleiçinin dar sokaklarından kıvrılarak Cumhuriyet meydanına çıkıyoruz. Konaklamamız Konyaaltı Plajındaki Porto Bello otel.

ANTALYA
2.400.000 nüfusu ile ülkemizin beşinci büyük şehridir. Tam bir turizm cenneti olan Antalya Lidya, Likya, Pamfilya, Bergama, Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlılar’ın hakimiyetinde kalmış bir şehirdir. Bergama Kralı II.Attalos’un askerlerine ‘Gidin bana yer yüzündeki cenneti bulun!’ demesi üzerine askerlerinin gösterdiği Antalya’yı beğenmesi üzerine burada bir liman şehri kurulur. Kurucusunun ismi ‘Ataleia’ yani Attalos’un şehri olarak adlandırılan şehrin ismi daha sonra Türkçeleşip günümüzdeki hali Antalya’ya dönüşür. Antalya’nın 19 tane ilçesi vardır. Bunlar Akseki, Aksu, Alanya, Demre, Döşemealtı, Elmalı, Finike, Gazipaşa, Gündoğmuş, İbradı, Kaş, Kemer, Kepez(Düden Şelalesi buradadır), Konyaaltı, Korkuteli, Kumluca(Olympos buradadır), Manavgat(Side buradadır), Muratpaşa(Kaleiçi buradadır), Serik (Belek buradadır)

      

Gezilecek yerler:
Kaleiçi ve Antik Liman: Antalya’nın Muratpaşa ilçesinde yer alır. Kentin burada kurulması, Roma, Bizans ve Selçuklular döneminde özellikle Mısır ve Suriye ile deniz bağlantısı kuran önemli bir limandı. 1970’in başlarında Antalya’nın batısında bir ticari liman inşası ile önce balıkçı teknelerinin, 1980’li yıllarda gelişen turizm ile yatların ve tur teknelerinin sığındığı bir yat limanına dönüşmüştür.
      


Yivli Minare: Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında (1219-1236) yapılmış. Antalya’nın ilk Türk yapısıdır. Gövdesi tuğla ile örülmüş sekiz yarım daireden oluşur. Ortaları yiv şeklinde olduğundan bu şekilde anılır. Yiv: Bir yüzeyin üzerindeki ince çizgi biçiminde, genellikle sarmal oyuk.

Antalya Saat Kulesi: 1901 yılında Sultan II.Abdülhamid’in, tahta çıkışının 25. Yıldönümünde yapılmıştır. Saat mekanizmasını Alman imparatoru II.Wilhem’in hediyesidir.


Hadrian Kapısı: Kaleiçi: büyük bir bölümü yıkılmış yok olmuş, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait at nalı şeklinde surlarla çevrilmiştir.  Günümüzde oteller, pansiyonlar, restoran ve barlar ile eğlence merkezi haline gelmiştir. Antik limandan, Lara Karpuzkaldıran mevkiindeki Aşağı Düden Şelalesine, falezlere tur düzenleyen tekneler bulunur.


Kesik Minare (Ulu Cami): Aslen Roma mabedi olan yapı Bizans döneminde kiliseye çevrilmiştir. Sultan II. Beyazıt’ın oğlu Sultan Korkut tarafından camiye çevrildiği için Korkut Cami olarak da geçer. 19.yy da çıkan yangında ahşap çatısı yandığı için kesik minare diye anılmaya başlanmış.

Manavgat Şelalesi: Antalya Merkeze 75 km lik mesafede, Manavgat ilçesininde bulunan, adını ilçeden alan şelale. 3-4 metrelik falezden dökülür, geniş bir alan üzerine yüksek bir debiyle akar. Üzerinde Oymapınar barajı yapıldıktan sonra baraj gölü içerisinde kalmıştır. Müze Kartın geçmediği Manavgat Şelalesinin giriş ücreti 5tl.


      


Side Antik kenti: (Selimiye köyü)Günümüz Manavgat ilçesinde bulunan Side Antalya Merkezine 80km lik mesafededir.  Antik Pamfilya’nın en önemli liman kenti günümüzde açık hava müzesidir.  20bin kişi kapasiteli Antik Tiyatrosu, Agorası, Vespasianus Kapısı, Apollon tapınağı ile tarihle iç içe turistik bir merkezimiz.

Düden Şelalesi: Antalya merkezine 10 km uzaklıkta Kepez ilçesi, Varsak Mahallesinde bulunur.   Üzerinde Kepez barajı bulunan Yukarı Düden Şelalesi daha sonra Lara’daki 40 metelik falezlerden denize dökülür. Antalyanın simgeleşmiş güzelliklerinden olan şelalenin Giriş ücreti 4 tl. 






Aspendos (Belkıs): Antalya-Alanya yolunda Serik ilçesinde kurulmuş antik kent Aspendos’a halk arasında Belkıs harabeleri d denir. İyi korunmuş tiyatrosu mükemmel akustiği ile günümüze ulaşmış en iyi korunmuş Roma tiyatrosudur.



24 Aralık 2017 Pazar

Balkan Turu


Bu gezi yazımda  12 - 20 ağustos tarihinde Academic Tur ile  yaptığım Balkan turundan bahsedeceğim. 2018 de nereye gidebilirim diye düşünenlere öncelikle Balkan turunu yapmalarını tavsiye ederim. Gerek makul fiyatı, gerek gezilen ülkeler,  görülen kültürler, coğrafi güzellikler ve ecdadımızın oralardaki izleriyle öncelikli gidilmesi gereken bir destinasyon.
12. Ağustos
Akşam 18:00 de Balçova Shell den hareketle başladığımız yolculuk, Konak ve Karşıyaka’dan katılan misafirlerimiz ile Lapseki feribot iskelesine kadar sürdü. Gece yarısı Feribot ile Gelibolu’ya geçtiğimizden itibaren artık Balkan topraklarındayız.
Balkan, 17 yy dan itibaren kullanılmaya başlanmış yüksek sıradağlarla kaplanmış bölge anlamına gelen yüzde yüz Türkçe bir kelimedir. Sınırları Tuna Irmağının güneyinden Macaristan’ın bir bölümünü, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Bosna-Hersek, Karadağlar, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Türkiye’nin Trakya bölümünü içine alan, yaklaşık 600 bin km2 ve 65 milyon nüfusluk bir bölgedir. En yüksek dağı Bulgaristan’daki Rila dağı(2925m) ve Yunanistan’daki Olimpos dağıdır(2917m). Slovenya’dan başlayıp Kosova’ya kadar uzanan Dinar Alpleri. Arnavutluk Alpleri. Arnavutluk, Kosova ve Makedonya’da bulunan Şar dağları. Karadeniz’den Bulgaristan içlerine uzanan Koca Balkan dağları. Yunanistan’da bulunan Rodop dağları bulunur.
Osmanlı’nın Balkanlar’daki egemenliği 1353-1913 tarihleri arasında yaklaşık 600 yıl sürmüştür. Maalesef bu egemenlik Balkan savaşlarıyla 10 aylık gibi kısa bir sürede sona ermiş ve binlerce soydaşımız yurtlarından ayrılarak Anadolu’ya gelmişler. Balkan savaşlarıyla biz anayurdumuzu kaybettik!

 

13 Ağustos  Selanik, Atatürk Evi – Makedonya, Üsküp
Sabah erken saatte İpsala sınır kapısından geçtikten sonra Egnatia Odos otoyoluyla Dedeağaç(Aleksandrapolis), Gümülcüne (Komotini) üzerinden Kavala’da ilk molamızı veriyoruz. Kahvaltımızı ettikten sonra hedefimizde Ulu önder Atatürk’ümüzün doğduğu ev var. Atamızın 1881 yılında dünyaya gözlerini açtığı ev Apastolo Pavlus sokağında, Selanik Başkolonsluğumuzun hemen yanında bulunuyor. Ali Rıza Efendinin vefatı üzerine Langaza’daki(Lagkadas) dayısının çiftliğine taşınmak zorunda kalıyorlar. Atatürk’ün 1907 de Selanik’e tayini çıkması üzerine babasının vefatıyla terk ettikleri evi satın alır. Annesi Zübeyde hanım ve kız kardeşi Makbule hanım 1912 yılında Selanik’in elden çıkmasına kadar bu evde otururlar. 1933’te Selanik belediyesi Cumhuriyet’in 10.yıldönümünde, Türk-Yunan dostluğunun bir göstergesi ve Balkan Konferansı anısına evin duvarına, Atatürk’ün bu evde doğduğunu Türkçe, Yunanca ve Fransızca olarak yazan mermer bir plakayı törenle yerleştirmiştir. Daha sonra Selanik belediyesi tarafından satın alınan ev Atatürk’e hediye edilmek üzere  19 şubat 1937’de Selanik başkonsolosluğumuza verilmiştir.  Evin ziyarete açılışı Atatürk’ün ölümünün 15. Yıldönümü olan 10 Kasım 1953 tarihinde, Ata’nın naaşının Ankara Etnografya Müzesinden Anıtkabir’e taşındığı tarihtir. 2012 yılında ev modern bir müzecilik anlayışıyla tekrar restore edilmiştir. Bu ev Selanik’e giden her Türk vatandaşının öncelikle ziyaret ettiği manevi değeri yüksek bir mekandır.
Selanik’in İzmir’e olan benzerlikleri çok fazla. Atatürk’ün “Keşke Selaniği misak-ı milli sınırlarımıza dahil edebilseydi” lafı çok doğru ve Selanik’i gezdikçe insanın içi burkuluyor. Selaniği daha detaylı turumuzun sonunda gezeceğimiz için Atatürk Evi ziyaretimizden sonra Üsküp’e doğru hareket ediyoruz.    Selanik Üsküp arası 245km ortalama 3 saatlik mesafe. Köprülü civarında bir mola verip yolumuza devam ediyoruz.
Büyük İskender ‘in memleketi Makedonya’dayız. MÖ 149 da Roma İmparatorluğu bölgede Makedon eyaletini kurdu. MS 6 yy da Slavlar bölgeye yerleşti. Bizans’ın gücünü kaybetmesiyle 13.yy’da  Bulgarlar bölgeye egemen oluyorlar. Bulgar zulmüne karşı 14.yy başında Sırp Krallığı hakimiyet kurar.   1389 da I. Kosova Muharebesinden Sırpları yenen Osmanlı, 1912 Balkan Savaşına kadar bölgeyi egemenliğinde tuttu. 1991 yılında Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etti. 1993’te Birleşmiş milletler tarafından Yunanistan’ın itirazları yüzünden Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti olarak tanındı.

2002 nüfus sayımına göre 2.130.000 olan nüfusunun %64 ünü Makedonlar, %25 i Arnavutlar, %4 ünü Türkler,  ve geri kalanını Çingeneler, Sırplar, Boşnaklar oluşturur. Ülke nüfusunun %65 i ortadoks ve %35 i müslüman.  Müslüman Makedonlara torbeş deniliyor.
Ekonomisi 98-99 Kosova Savaşında Kosova’dan gelen 300 bin mülteci nedeniyle ve bölgedeki istikrarsızlıklardan olumsuz etkilenmiş.  Ekonomisinin sadece yüzde 10’u sanayiye geri kalanı tarım ve hayvancılığa dayanır. En kalabalık şehri başkent Üsküp 575 bin. Arnavutların yoğun olduğu Tetova(Kalkandelen) önemli bir şehirdir. Osmanlı döneminde Kuman Türkleri’nin yerleştirildiği Kumonova diğer önemli şehridir. Bugün Bitola Olarak geçen Manastır büyükelçilikler şehri olarak adlandırılır. Atatürk’ün okuduğu Manastır Askeri idadisi ve Türk büyükelçiliğimiz de burada bulunur. Orhid ise turizm şehridir.
Makedonya’nın en uzun nehri Vardar’ın 301 km si Makedonya’dan, 88 km si Yunanistan’dan geçip denize dökülür. Üsküp Şarl dağlarıyla çevrili ve Makedonya’nın etrafında Korap dağları ile çevrili. Türk nüfusunun çokluğundan Türk kültüründen etkilenmiş.  En meşhur yemekleri köfte.
Bölge ülkeleri kendilerini Slav olarak adlandırır. Yugoslavya da kullanılan dil Sırpça idi. Yugoslavya’dan ayrılan ülkeler küçük farklar olsa da birbirleriyle anlaşabilirler. Kullandıkları alfabe Kiril alfabesi Orhid’de yapılmıştır. Bölge ülkeleri Karadağ, Bosna-Hersek ve Hırvatistan hariç Kiril alfabesini kullanır.
Makedon Para birimi Makedon Dinarı.

 

Turumuzun Makedonya’daki ilk durağı başkent Üsküp.      Şehrin tepesinde bulunan Milenyum hacı 2012 de açıldı. Türk çarşısı, Bedesten, Kurşunlu Han, Arasta Cami ve Tika tarafından restore edilmiş Mustafa Paşa camisi (1492), Fatih Sultan Mehmet’in yaptırttığı taş köprü önemli Türk eserlerinden.  Şehrin kalbi kabul edilen Makedonya Meydanı’nda 2. Filip heykeli, Büyük İskender heykeli, Opera binası, Justinyanus Heykeli , Bulgar kralının heykeli, Zafer Takı gibi çok sayıda heykel ve eserle süslenmiş. Gece bu meydan ışıl ışıl. Görülmeye değer. Meydanın hemen yakınında Üsküp doğumlu olan Rahibe Teressa(Gonca Boyacı) adına yapılmış kilise bulunuyor.
Üsküp deyince aklımıza Namık Kemal Beyatlı gelir. Üsküp’ün 1912’de elden çıkışına çok üzülen Beyatlı bunu şiirlerinde de göstermiştir.   
Makedonya 90 güne kadar turistik ziyaretlerde Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Fakat pasaportunuza Makedon damgası vurulursa Yunanistan ziyaretlerinde Yunanlılar problem çıkartabiliyor.

 
 

 

Otelimiz Şehir merkezinde beş yıldızlı PARK Otel. Vardar Takımının maçlarını oynadığı stadın hemen yanında. Bizim ziyaretimiz sonrası Fenerbahçe burada Vardar ile UEFA maçına çıkıp maalesef kaybediyor ve kupadan eleniyor.
Yemekten sonra ışıl ışıl Üsküp meydanını dolaşıyoruz. Eğlence mekanları gayet hareketli ve fiyatlar çok makul. En meşhur eğlence yeri Havana Club. Geceyi geçirdikten sonra sabah Belgrad istikametinde yola çıkıyoruz.
14 Ağustos  Sırbistan, Belgrad
Üsküp’ten kahvaltının ardından Belgrad için 07:30’da hareket ediyoruz. Mesafemiz 435 km. 5 saatlik yol. Sırbistan sınırını geçtikten sonra Kumanova’da bir mola veriyoruz. Morova nehri boyunca yolumuza devam ediyoruz. Sol tarafımızdaki dağların arkasında Kosova kalıyor.
Kosova. Nüfusunun çoğunluğunu Arnavutlar oluşturur. Türkler ve Sırplar azınlıkta. Daha önce Sırbistan’a bağlı özerk bir bölge olan Kosova, 1999 yılında Birleşmiş Milletlerin kontrolüne alındı ve 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti.  Sırbistan’ın bölgedeki soykırımı sonucu çıkan 1998-1999 Kosova Savaşında, NATO birlikleri Sırbistan’ı bombalamışlardır. Birinci Kosova Savaşı’nın Sırpların psikolojisine yarattığı etki ile geliştirilen efsaneler, mitolojiler neticesinde Kosova toprakları Sırpların Kudüs’ü haline gelmiş. Sırp nüfusunun Kosova nüfusunun yüzde 10 u geçmediği halde, 1990 yılında Sırbistan’dan bağımsızlık ilan eden Kosova’nın üstünde baskı kuran Sırbistan, Slobodan Miloseviç , katliamlar gerçekleştirdi. Bunun üzerine NATO 1999 yılında Sırbistanı bombaladı. Sırbistan ekonomisi bu bombardıman ile çok büyük bir darbe aldı. Kosova’dan kaçan 750 bin Kosovalı mülteci evlerine geri döndü. Kosova’daki Sırp nüfusunun yarısını oluşturan 100bin Sırp da evlerini terk etmek zorunda bırakıldı.
Saat 12:00’de Sırbistan’ın Belgrad ve Novi Stad şehirlerinden sonra en büyük üçüncü şehri olan Niş yakınlarında öğle yemeğimizi alıyoruz. Osmanlı Döneminde askeri ve sivil bir merkez olmuştur. Niş günümüzde önemli bir geçiş yoludur. Doğu’da Bulgaristan’dan gelen karayolu Niş’te kuzey ve güney olarak burada ikiye ayrılır. İstanbul ve Kapıkule üstünden Avrupa’ya giden araçlarımızın kullandığı bir güzergahtır.
                     


Ve saat 15:00’te Belgrad’a ulaşıyoruz.  Sırpçada beyaz şehir anlamına gelen Beograd denir. Tuna ve Sava Nehir’lerinin kesiştiği yerde kurulmuş. Trak ve Daçya kabilelerinin oluşturtuğu Singiler Belgrad kalesinin orda SingiDum diye bir şehir kurmuşlar. Dum kale anlamına geliyor. Tuna’nın kıyısında da Zemun diye bir yerleşim kurulmuş ve ikiz kardeşler diye adlandırılan bu yerler Belgrad’ın ilk yerleşim yerleriymiş.  Roma imparatoru Augustus tarafından şehir Roma hakimiyetine girmiş. Daha sonra Bulgarlar geliyor. MS 440 da Hun imparatoru bölgeye geliyor. Türk kavimi Avarlar bölgeye yerleşiyor. MS 520 de Slavlar Karadağ’dan gelip bölgeye yerleşmeye başlıyorlar. Bulgarlar ile sürekli savaş halindeler. Belgrad 44 kez yıkılıp yapılan bir şehir. 115 savaş yaşamış. Şehir Bizanslıların, Frankların, Birinci Bulgar krallığının, Macaristan krallığının, Sırp despotluğunun ve Osmanlı imparatorluğunun egemenliğinde kalıyor.  Osmanlı 1389 I.Kosova savaşında Sırpları yeniyor fakat 1.Murat savaş meydanını gezerken yaralı bir Sırp asker tarafından şehit ediliyor. Daha sonra Sırplarla ilişkiler düzeliyor ve 1402 Niğbolu Savaşında Osmanlıya yardım ediyorlar. Daha sonra 2. Murat Belgrad’ı kuşatıyor fakat alamıyor. Fatih Sultan Mehmet Sırp Despotluğunu ortadan kaldırıyor. Ve 1521 yılında Kanuni döneminde Belgrad Osmanlıya geçiyor. 1789 Fransız ihtilali sonrasında Rus desteği ile ayaklanan Sırplar 1820 de özerklik kazanıyorlar. 1878 Osmanlı Rus Savaşı sonucunda da Sırbistan tamamen bağımsız oldu.
1912’de başlayan Balkan Savaşında Üsküp ve Makedonya’yı Sırplar ele geçirdi. 28 haziran 1914’te Gavrilo Princip isimli Sırp milliyetçisi Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Ferdinand’ı Saraybosna’da Latin köprüsünde öldürünce 1.Dünya savaşı başladı.  Savaş bitiminde 1 Aralık 1918 tarihinde Yugoslav Krallığı kuruldu. Sırp, Hırvat ve Sloven krallığı.  2.Dünya Savaşında Alman Naziler Yugoslavya’yı 1941 de işgal ettiler. Ülke parçalandı. Daha sonra Tito yönetimindeki Partizan kuvvetleri Sovyetlerin de yardımıyla Belgrad’ı ele geçirdiler. Müslümanlara baskı uygulamayan, ekonomik, eğitim ve sağlık alanlarında halkı rahat ettiren Tito 1980 de ölüyor. Ekonomik bunalım, devalüasyonlar ve Sırp milliyetçiliği sonucu Yugoslavya dağılma sürecine giriyor. 1991 de Hırvatlar, Slovenler, Makedonlar bağımsızlık ilan ediyor. 1992’de Boşnaklar bağımsızlık ilan ediyorlar. Önce Hırvatlarla mücadeleye giren Sırplar daha sonra gözlerini Boşnaklara dikiyorlar ve 3 yıl büyük katliamlar yapıyorlar. NATO’nun araya girmesiyle sonlanıyor. Bu arada Sırbistan, Karadağ ve Kosova’yı içine alan bir federasyon kuruldu. 2006’da referandum ile Karadağ ayrıldı. 2008’de de Kosova bağımsız oldu. Başkenti  Belgrad olan Yugoslavya 7 parçaya bölündü.
Belgrad’a varınca Londra caddesi üzerinde 98-99 da NATO  tarafından bombalanmış kamu binalarını görüyoruz. Gezimize öğrenci meydanından başlıyoruz. Oradan Belgrad da iki yüz Osmanlı camisinden son kalmış örnek olan Bayraklı camiyi görüyoruz. Sonrasında Kalemeydan kalesine geçiyoruz. İç kale, zindan, İstanbul kapısı, Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi, Damat Ali Paşa Türbesi, Defterdar kapısı, Zafer Anıtını, Sava ile Tuna nehirlerinin birleşmesini, Savaş adasını, saat kulesini , Fransaya Şükran anıtı görüyoruz. Daha sonra Knez Mihailova caddesinde dolaşıyoruz. Moskova oteli, terazi meydanı diğer görülecek yerler. Akşam Knez Mihailova caddesi bizdeki İstiklal yada Kıbrıs Şehitleri caddeleri  gibi hareketli. Gecesi de ayrı güzel Belgrad’ın.  Otelimiz 4 yıldızlı B-Hotel.

15 Ağustos  Bosna-Hersek, Saray Bosna.
Sabah kahvaltıdan sonra en kısa zamanda dönmek dileğiyle Belgrad’dan 08:00 de ayrılıyoruz. Hedefimiz Bosna-Hersek, Saray Bosna. 300 km’lik yolumuz ortalama 5 saat sürüyor.  Bosna Sınırına gelmeden Sabac (Sabats-Böğür delen) şehrini geçip Miço Tesisinde elimizde kalan Sırp paralarını harcamak için 09:45 ‘te bir mola veriyoruz. İki ülke arasında sınır hattını çizen Drina nehrine ulaşıyoruz. Bosna sınırını geçtikten sonra Dirina nehrinin yanında Laguna tesisinde öğle yemeği için saat 12:00’de duruyoruz. Dana çorbası ve saç kavurma buranın meşhur yemeği. Yemeğimizin ardından Sırp keskin nişancıların soykırım yaptıkları Vlasenica’dan geçiyoruz.  Çok yakınımızda Temmuz 1995’te Hollanda kontrolündeki güvenli bölgede Sırpların katliam gerçekleştirdiği Sreblenitsa var.  BM’nin soykırım olarak nitelendirdiği Sreblenitsa katliamında 8 bin Boşnak erkek ve çocuk Sırplar tarafından öldürülmüş. Sreblenitsa olayı 2. Dünya savaşından sonra Avrupa’da yapılmış en büyük katliam olarak tarihe geçmiştir.  Sonrasında Osmanlı’nın en başarılı vezirlerinden olan Sokullu Mehmet Paşa’nın doğduğu Sokolac (Sokolatz)’tan geçip saat 15:30 da Saraybosna’ya varıyoruz.
Saraybosna: Osmanlı döneminde Bosna-Saray denmesinin yanında Saray Ovası da dendiği için günümüzde kendi halkı da Sarajevo ismini kullanmaktadır.
1468 de Fatih zamanında Osmanlı idaresine geçti Sarayova. O zamanlar Rumeli Eyaletine bağlı bir sancaktı. Kanuni döneminde başlı başına bir eyalet oldu. 1878 de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kontrolüne geçti. 1914 ‘te Avusturya Macaristan Arşüdükü Ferdinand Saraybosna’da öldürülünce I.Dünya Savaşı başladı. 1918 de Yugoslavya birliğine katıldı. 2. Dünya Savaşında Almanlar ile müttefikler arasında Saraybosna’da çok ciddi savaşlar oldu. 1992 yılında yapılan referandum ile Bosna Hersek, Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etti.  1992-1995 döneminde Sırplar tarafında soykırıma uğradı. 1995 yılında NATO uçaklarının Sırpları bombalaması ile barış görüşmeleri Amerika’nın Dayton şehrinde başladı.1996 yılında imzalanan Dayton Anlaşmasına göre ülke topraklarının %51’i Bosna-Hersek Federasyonuna, %49’luk kısmı da Bosna Sırp Cumhuriyetine bırakıldı. Anayasaya göre özerk iki birimden oluşan federal bir devlet yapısı var. Boşnak ve Hırvatların bir arada bulunduğu Bosna-Hersek Federasyonu ve Bosnalı Sırpların yönetimindeki Sırp Cumhuriyeti. Dört yılda bir seçimle belirlenen, kurucu halkların (Boşnak, Hırvat ve Sırp) temsilcileriyle oluşan ve sekiz ayda bir değişen üçlü başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Bosna-Hersek Federasyonu 10 adet kantondan oluşmakta. Kanton; bir ülkenin, idari ya da sınırsal alt birimlerine verilen addır.

  


Kullanılan Para Convertible Mark’tır.
Saraybosna Balkanların Kudüs’ü gibi. Müslümanlar, Yahudiler, Katolik ve Ortodokslar yüzyıllardır birlikte yaşıyorlar. Osmanlı zamanında ticaretin de merkeziydi. Bursa’dan gelen ipek Buradan Dubrovnik’e gidiyordu.  Saraybosna’da görülecek yerler: Ferhadiye Caddesi Saraybosna’nın İstiklal Caddesi. Bir ucu Başçarşı diğer ucu Tito caddesi. Bu caddede yürürken Bosna’nın Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan imparatorluğu hakimiyetine geçişini de yaşıyorsunuz. Gezmeye Sebil meydanından başlıyoruz.  Buradan Bosnalıların milli kahramanı Bilge Kral dedikleri Aliye İzzet Begoviç’in ve Bosna Savaşında ölenler için yapılan Baki Tepesindeki  anıt mezar ve şehitlik de görüyor. Sebil meydanı Fatih’in saray gibi ova dediği ve burası ebediyen Müslüman kala dediği yer. Baş Çarşı, Gazi Hüsrev Bey Camisi ve bedesteni, Saat kulesi, sinagoglar, İsa’nın Kutsal Kalbi Katedrali, Saraybosna gülleri, Sönmeyen ateş, Kanlı Pazar, Latin köprüsü,  Avusturya-Macaristan imparatorluğu zamanında yaptırılan belediye binası, ve İnat Kuça (inat evi) görülecek yerler. Ayrıca çarşıda Seksenli yıllarda Galatasaray forması giyen Bosnalı futbolcu Tarık Hodziç’in de restoranı görülebilir. Kendisi de çoğu zaman burada oluyor. Demleme çayı özleyenler de Sebil Meyda’nında Oğuzhan abinin işlettiği Nebo cafede dinlenebilirler. Bu arada ünlü yönetmen Emir Kusturica’nın da Saray-Bosna doğumlu olduğunu belirtiyim.
Saraybosna’yı serbest zamanımızda gezdikten sonra dinlenmek üzere otelimiz dört yıldızlı Park otele geçiyoruz. Yeşillikler içinde güzel bir otel
.
16 Ağustos  Mostar, Dubrovnik, Trebinye
Sabah 7:30 Park otelden ayrılıyoruz. Güzergahımız Mostar-Dubrovnik -Trebinye.  Saraybosna-Mostar arası 120 km. 2 saatlik mesafe. Kış olimpiyatlarının da düzenlendiği İgman dağlarından geçiyoruz. Tünellerden geçip  Konjiç (Konyitz) kasabası karşımıza çıkıyor. Neretva nehrinin kıyısında kurulmuş.  Osmanlı hakimiyetinde uzun yıllar yaşamış bir yer. Meşhur Konjiç Taş köprüsü 1682 yılında IV.Mehmet tarafından yaptırılmıştır. 2.Dünya Savaşında Alman bombardımanıyla yıkılan köprü, Yugoslavya döneminde orjinalliğini yitirip asfalt döşenip trafiğe açılmış. 2005 yılında TİKA tarafından 3 milyon Euro’ya orijinal şekilde tekrar restore edilmiş. Konjiç’in bir başka ilginç yer Tito’nun emriyle yapılmış Nükleer bir sığınağın bulunması. ARK(Atomska Ratna Komanda) diye de bilinen Tito’nun Sığınağı. Nükleer bir saldığı anında Tito ve 350 kişiyi barındıracak bir sığınak.  Soğuk savaşın tırmandığı 1953’te Tito’nun emriyle gizlice yapılan ve 1990’a kadar gizli kalan bu sığınak 26 yılda günümüz parası 26 milyar dolara tamamlanmış. Yugoslavya döneminde yapılmış en büyük üçüncü askeri tesisti. Diğer ikisi Bihaç’taki Zeljava Hava Üssü ve Split’teki Lora Donanma Üssü.  Neretva nehrinin üstüne kurulmuş hidroelektrik santrali boyunca ilerliyoruz. Manzara müthiş. Jablanica’ya varıyoruz. Kent merkezinde 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanyasına karşı savaşan Tito’nun Alman trenlerininin geçişi sırasında bombalattığı Kırık Köprü ve Tren bugün müze olarak sergilenmekte. Bu konudaki Battle of Neretva filmini tavsiye ederim. Biraz daha ilerleyip saat 09:00 Zdrava Voda (şifalı su demek)’da mola veriyoruz. Buradaki restoranda kuzu çevirme de yenebilir.  


    

 Sonunda saat 10:00 da Mostar’a varıyoruz. Şehrin tepesinde Hırvatların diktiği devasa haç simgesini görüyoruz. Dayton Anlaşmasına göre bu tarz tahrik edici sembollerin kullanılması yasaklanmıştır.  Aliye izzet Begoviç’e  Hırvat lider “Görüyor musun Aliye ne güzel yere haçımızı diktik deyince, Aliye İzzet Begoviç Dünyanın neresine giderseniz, yüzünüzü gökyüzüne çevirdiğini zaman Ay ve yıldızı görürsün” diye cevap vermiş.  Yol üstündeki evlerde kurşun izlerini ve savaşın yıkımını halen görebiliyoruz. Mostar ismi Neretvar nehri üzerine aynı isimle kurulmuş Mostar köprüsünden (Stari Most-eski köprü) gelir. Köprü 1557-1566 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından 9 yılda yapılmıştır. Hilal şeklindedir. İki ucunda nöbetçiler bulunur, köprüden istenildiği zaman geçilemiyordu.  Günümüzde köprünün bir yakasında Müslümanlar diğer yanında Katolik Hırvatlar yaşamaktalar. Köprüye ilk saldırı 1992 yılında Sırplar tarafından başladı. Daha sonra 1993’te Hırvatların tank saldırısıyla yıkıldı. Unesco’nun 2002 de başlattığı ve Türkiye’den de giden bir ekip ile başlanan çalışma ile köprü 2005 yılında bir törenle açıldı. Orijinal 99 basamak olan köprü Allahın 99 ismini simgeliyor. Yeni köprüde basamak sayısı 94 e düşmüş. Gençlerin köprüden nehre atlama adetleri var. Bugün de bunu para karşılığı turistler için yapmaktalar.  Karnımız acıktığı için öğle yemeğimizi Şadırvan restoranda yedik. Yemekleri gayet güzel ve uygun. Şadırvan restorandan aşağı inilince Neretvar kıyısından güzel Mostar köprüsü fotoları çekilebilir. Mostar’da yenebilecek en meşhur şeyler Boşnak böreği ve köfte. Hediyelik fiyatları uygun.  Mostar’da görülecek diğer yerler Osmanlı çarşısı, Koski Mehmed Camisi, eski şehirdeki Tabakhane Camisi, Mimar Hayrettin’e ilham olan Mostar köprüsünün benzeri ve Katolik Kilisesi. Dubrovnik’e gitmek üzere 12:15’te Mostar’dan ayrılıyoruz. Yolumuzun üstünde Poçitel köyünü Panoramik olarak görüyoruz. Osmanlı batıdaki rakibi Venediklilere gücünü göstermek için sınır karakolu görevindeki Poçiteli tamamen taştan ve görkemli bir şekilde inşa etmiş. Bosna savaşında Osmanlının izlerini silmek için Hırvatlar tarafından  yoğun bir bombardımana tutulmuş. 2000 yılında başlayan restorasyon ile kurtarılmış, Unesco listesine alınmış.
Dubrovnik için önce Metkoviç sınır kapısından geçip 25 km lik bir yolculuktan sonra Klek sınır kapısına geliyoruz. Hırvatistan’a giriyoruz. Bosna-Hersek’in Adriyatik’e olan 12 km lik Neum bölgesinden geçtikten sonra tekrar Hırvatistan’ a giriş yapıyoruz. Sahil şeridi ülkemiz Kaş, kalkan, kaputaj plajının olduğu sahil şeridine benziyor. İklim artık Akdeniz iklimi. Saat 17:00 ye doğru Dubrovnik’e varıyoruz.


 

 


Hırvatistan, Dubrovnik
Bölgedeki Osmanlı egemenliği 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması’yla sona erdi ve Avusturya-Macaristan hakimiyetine girdi. 1918’de Bağımsızlığını ilan etti. Daha sonra Yugoslavya adını alacak Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı kuruldu. 1945’te bir halk Cumhuriyeti olarak Yugoslavya ile birleşti.  1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle kanlı bir savaş başladı. 1991-1992 de Sırplarla savaşıldı. 1992-1993 döneminde Bosna’daki Hırvatlar Boşnaklara karşı desteklendi. 1995’te imzalanan Dayton Antlaşmasıyla barış sağlandı. 
Dubrovnik dünyanın en güzel ve iyi korunmuş kale-kentlerinden biridir. Dubrovnik 12 yy. da ana karanın karşısındaki küçük adaya kurulmuş Ragusa ile denizin doldurulmasıyla birleşmiştir. 1918’e kadar Ragusa ismi kullanılmış. İlk ilaç laboratuvarı, ilk yaşlılara bakım evi, ilk yetimhane Ragusa’da açılmış. 1667’de büyük bir depremle yıkılan Ragusa 1918’de Dubrovnik adını alıyor. 1991-1992 yıllarında Sırplar tarafından bombalanan şehir NATO güçlerinin müdahalesiyle tamamen yıkılmaktan kurtuldu. Unesco tarafından restore edilerek Unesco Dünya mirası listesine girdi. 17:00 gibi Dubrovnik’e Pile kapısından giriyoruz. Stradun caddesinde geçerek tarihi kenti gezmeye başlıyoruz. Şehir cruise gemileriyle gelen turistlerle dolu. Şehrin sakin olduğu eylül ve ekim aylarında bu caddelerde Game of Thrones çekiliyor. Dubrovnik’te  görülecek yerler: Onofrion Çeşmesi, Franssızken Manastırı, Rektör sarayı, Çan kulesi, Sponza sarayı, Orlando sütunu, tarihi eczane yi gezip tarihi sokaklarda dolaşıp, kafe ve restoranlarında oturabilirsiniz. Hırvatistanın para birimi Kuna, ama her yerde Euro geçer. Hırvat dili Sırpçaya çok benzer fakat Latin alfabesi kullanılır.
17:30’da Dubrovnik’ten ayrılıp tekrar Bosna-Hersek , otelimizin olduğu Trebinye’ye hareket ediyoruz. Bir gece konaklamak ve soluklanmak için uğradığımız Trebinje’deki otelimiz Leotar otel. Trebinje, Bosna-Hersek’in Sırp Cumhuriyeti’nde bulunuyor. İçinden  Trebişniça Nehri akıyor. Gece şehir meydanında güzel bir konser var. Mekanlar cıvıl cıvıl.
17 Ağustos Karadağ-Montenegro
Sabah 08:30 da Trebinje Leotar otelden ayrılıyoruz. 09:00 gibi Bosna-Karadağ sınırındayız. Sınır geçişinin ardından saat 10:30 da Kotor körfezini feribot ile geçiyoruz.
Ulkenin ismi, Lovçen dağının (1749m) italyanca karşılığı Monte Negro (Kara dağ)' dan gelir. Nüfusu 685 bin. Halk Slav. Çoğunluk Karadağlı ve Sırp.  Arnavut ve Müsĺüman azınlık da yaşar. Sırpça'ya çok benzer Sırp-Hırvat dili konuşulur, kiril alfabesini kullanırlar. Yüksek yerleri karasal iklim sahil kısmı Akdeniz iklimidir. Kotor ve Budva tam turistik bölgeleridir.
Zeta adıyla bağımsız bir il olarak kurulan Karadağ 12.yy sonlarında Sırbistan egemenliğine girdi. 1389'da Sırplar Osmanlı'ya yenildikten sonra bağımsızlıklarını korudular.  1717 de Ruslarla ittifak kurdular. 1878'de Berlin Konferansıyla bağımsızlıklarını kazandılar. 1912-1913 Balkan savaşlarında Osmanlı'ya karşı Sırbistanla birlestiler. 1.Dünya savaşı sonunda Sırbistan ile birleşen Karadağ 1946'da Yugoslavya’yı olusturan 6 federal bölgeden biri haline geldi. Çetinye'de olan başkentini eski ismi Titograd olan Potgoritsa'ya taşıdı. 1992 yılında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuruyeti'nin dağılmasıyla, Sırbistan ile birlikte Yugoslavya Federal Cumhuriyetini oluşturdu. 1996 yılında Slovedan Miloseviç yönetimindeki Sırbistan ile bağlarını koparan Karadağ, kendi ekonomi politikasını oluşturarak para birimini Alman markı olarak değiştirdi. Sırbistan ile olan gevşek bağları sonucu 1999 NATO bombardımanından kendini kurtaramadı. 2006 yılında yapılan referandumdan çıkan %45 -%55 bağımsızlık kararıyla  Sırbistan-Karadağ  birlikteliği sona erdi. Bugün Karadağ Avrupa birliğine giriş sürecinde olan bir ülke.



           


Saat 11:00 de Kotor 'a ulaşıyoruz. Girişte hemen şehrin tepesindeki San Giovanni Kalesi dikkatimizi çekiyor. Zamanında salgın hastalıklar için karantina olarak da kullanılan kaleye 1444 basamaklı kaleye çıkış 1 saat sürüyor ve çıkış için 3 euro bilet almak gerekli. Kotor merkezde bulunan Stari Grad (eski şehir) 12-14.yy ait ender korunmuş mimarisiyle Unesco listesine alınmış. Deniz kapısı, sütunlu kapı ve kara kapısı olarak 3 kapısı var. Deniz kapısında Tito'nun meşhur sözü “Başkasının olanı istemeyiz, bizden olanı vermeyiz.” yazılı. Bu kapıdan girince hemen karşımıza utanç meydani ve 1602 yapımı saat kulesi çıkıyor. Dedikodu çeşmesi, şehrin koruyucusu Aziz Trifon (Stevi Tripun) Katedrali, 13.yy Aziz Lukas (Stevi Luke), 12.yy ait Aziz Ana (Stevi Ana) kilisesi, 15.yy ait Şifa veren Meryem (Gospe Od Zdravlya), 17.yy ait saray, 19.yy ait Napolyon tiyatrosu, kedi müzesi görülecek yerler arasında.



Kotor'dan 14:15 te ayrılıp 45 dk mesafedeki Budva’ya geçiyoruz. 10 bin nüfuslu Budva turizm cenneti. Oteller, kumarhaneler, gece kulupleri ile çok hareketli. Budva'nın merkezinde Roma döneminden kalma antik bir kale bulunuyor. Şairlerin şiirlerimi okudukları şairler meydanı görülecek yerlerden. Türkiyeden birçok turizimci Kotor ve Budva'da dükkanlar açmışlar. Kuşadası’ndan dostlara rastlıyorum. Onlar da burada dükkan açmışlar. 16:15'te Budva’dan da ayrılıp yol üstünde Stevi Stefan adasını gören bir noktada fotoğraf molası veriyoruz. Budva'ya 5 km uzaklıktaki bu şirin ada anakaraya ince bir yolla bağlanmış. Dünyaca ünlü isimler bu adada tatil yaptıkları için ada meşhur olmuş. Yolumuza devam edip İşkodra gölünden geçerek başkent 18:30 da başkent Podgoritsa'ya varıyoruz. Otelimiz çok konforlu ve güzel Aurel otel. Akşam Podgoritsa'yı turluyoruz. Kafe ve barlar çok temiz ve nezih. Podgoritsa çok düzenli ve temiz bir şehir.

18 Ağustos Arnavutluk Tiran- Ohrid.
Sabah istikametimiz Arnavutluk Tiran üzerinden Ohrid gölü. Podgoritsa – Tiran arası 150 km. Fakat yol otoban olmadığından 3 saatlik mesafe. 07:30’da Podgoritsa’dan hareket ediyoruz. Yol üzerinde İşkodra Gölü ve Drin Nehrini görüyoruz. 9:25’te Luani tesisinde molamızı veriyoruz. Sonrasında Kastroit İskender Bey’in mezarının olduğu Lezhe (Türkçe Leş) den geçiyoruz. Sonrasında Tiran’a ulaşıyoruz. İlk gördüğümüz anıt, Arnavutluk bayrağında da kullanılan çift başlı kartal figürü. Kartalın kanat ve kuyruğunda görülen 25 adet telek(tüğ) Kastroit İskender Bey’in 25 yıllık yönetimini sembolize ediyor. Tiran’da Osmanlı eseri yok gibi. Ethem Paşa camisi dışında bütün camiler Enver Hoca döneminde yıktırılmış. Ethem paşa camisi Müzeye çevrildiği için yıkılmaktan kurtulmuş. Caminin hemen karşısında Arnavutların kahramanı Kastroit İskender Bey’in at üzerinde heykeli var. Aynı meydanda Girişi Irilya halkını tasvir eden mozaiklerin olduğu Ulusal tarih müzesi hemen fark ediliyor. Az ilerde Piramit şeklindeki yapı, Bektaşi bir aileden gelen, daha sonra ateizmi benimseyen, ülkesinde ibadeti, seyahati yasaklayan, baskıcı bir yönetim uygulayan Enver Hoca’nın anıt mezarı. Aynı cadde üzerinde Tiran üniversitesi rektörlük sarayı, Cumhurbaşkanlığı sarayı, büyükelçilikler var.
Arnavutluk nüfusu 3.600.000 Avrupa’nın en türdeş nüfusa sahip ülkesi Arnavutluk’tur. Nüfusunun %95’i Arnavut, %5’lik kesimi Yunan, Sırp, Bulgar, Roman. Nüfusunu %70 Müslüman. %20 Ortodoks, %10 Katolikler oluştur. Kosova’nın nüfusunun çoğu Arnavuttur. İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Türkiye’de de Arnavutlar yaşamaktadır. Türkiye’deki Arnavutların çoğu Kanuni zamanında getirilmiş taş duvar ustalarıdır. Arnavut kaldırımı isminin nerden geldiğini bu şekilde anlamış oluyoruz. Aynı zamanda kasap havası oyunu da Fener Balat civarına yerleştirilen Arnavut kasapların hayvanları kesmeden önce hayvanın etrafında dönerek yaptıkları bir ritüelden gelmektedir. Yeri gelmişken Arnavut ciğerinin de mutfağımızdaki önemini belirtmeden geçmeyelim. Arnavutların bir diğer meşhur özellikleri de inatlar. Arnavut inadı :) 
Arnavutlar Balkan yarımadasının en eski halkı İrilyalılılardır. 3 ve 5.yyda Kavimler göçü nedeniyle güneye bugün yaşadıkları bölgelere inmişler ve Slavlaşmaya başlamışlar ama dillerini kaybetmemişler. Arnavut ismini onlara Bizanslar vermiş. Daha sonra Bulgar egemenliğne giriyorlar. Epir despotluğu kuruluyor. 14. Yy da Osmanlı egemenliği başlıyor. Kastroit İskender Bey 25 yıl Osmanlıları bölgeye sokmamayı başarıyor. Ölümü üzerine bölge Osmanlı hakimiyetine giriyor. 1912 ‘de Osmanlıdan bağımsızlığını kazanıyor. 1. Dünya  Savaşından sonra İtalyanlar Arnavutluğu işgal ettiler. İtalyan kralı III. Vittorio Emmanunuel Arnavutluk Kralı ilan edildi. Enver Hoca 1941’de, Tito’nun Partizan birlikleri ile başlattığı mücadele sonucunda 1944’te hükümet kurdu. Enver Hocanın başlattığı baskıcı yönetim 1985’te ölümüne kadar sürdü. 1990’da çok partili sisteme geçiliyor. 1994’te bankerler krizi ile halk fakirleşiyor. 2000 lerde sanayileşme ve toparlanma başlıyor.
Arnavutluk para birimi Lek. Turizm yok denecek kadar az. En yüksek dağı Korab (2752m), en uzun nehri Drim ve gölleri İşkodra, Ohrid ve Prespa’dır. Kıyı kesiminde Akdeniz, iç kesimlerde karasal iklim hakim.







Saat 14:30 da öğle yemeğimizi yemek için mola veriyoruz. Menüde elbasan tava var.
Yemek sonrası saat 16:00 gibi Makedonya’ya giriyoruz. Orhid’i gezmeye başlıyoruz. Ali Paşa Camisi, Eski Türk çarşısı, İnci dükkanları, Aziz Klement meydanı. Elveda Rumeli dizisi de burada çekilmiş. Orhid gölü Makedonya’nın sayfiye ve turizm merkezi. Göl Unesco Dünya Mirası listesinde. Göl çevresinde 3 büyük kent var. Orhid ve Struga Makedon Cumhuriyetinde, Pogradec ise Arnavutluk’tadır. Ekstra olan tekne turu ile otelimize geçiyoruz. Gölün manzarası müthiş. Konaklamamız göl kıyısında Hotel Beton.


                    

19 Ağustos
Sabah saat 08:00 Otel Betondan hareket ediyoruz. 9:00 gibi yolumuzun üstünde bulunan Resne’den geçiyoruz. Resneli Ahmet Niyazi Beyin yaptırttığı sarayı görüyoruz. 9:30’da Makedonya’nın ikinci büyük şehri olan Manastır (Bitola)’a varıyoruz. İlk olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün okuduğu Manastır Askeri İdadisini ziyaret ediyoruz. Atamızın okuduğu sınıf onun için anı odasına çevrilmiş. Hatıra defterini doldurup konsolosluklar şehri Manastır’ı ziyarete başlıyoruz. 20 ülkenin konsolosluğu bulunuyor. 1382’de I. Murat tarafından fethedilen şehir 1912 Balkan Savaşıyla kaybediliyor. Şirok caddesinde (Büyük cadde) Atatürk’e platonik olarak aşık olan Eleni Karite’nin evini, ve Balkanlara sinemayı getiren Manaki kardeşlerin evini ve sinemasını görüyoruz. II. Filip heykeli, saat kulesi, Yeni Cami ve şarkısı da olan havuz ve çeşmeyi görüp öğle yemeğimizi de yedikten sonra Selanik’e gitmek üzere Manastır’dan ayrılıyoruz.


 

Selanik, İzmir’e benzerliğiyle dikkat çeken Selanik’te Beyaz Kule, Büyük İskender Heykeli, Aristoteles meydanı, Rotonda, Galerius Zafer Kapısı, Venizelos Meydanı, Ayasofya Kilisesi, Hamza Bey camisi gördüğümüz yerler. Otelimiz Capsis otel. Akşam Selanik’in eğlence merkezi olan Ladadika’da tavernada eğleniyoruz. Selanik’in gecesi ayrı güzel.
Turumuzun son günü, Selanik’ten ayrılıp, Kavala üstü İzmir’e dönüş var.

      



   

20 Ağustos Kavala
Sabah 08:00 Selanik Capsis otelden ayrılıyoruz. Egnatia Odos otobanından iki saat sonra Kavala’ya varıyoruz. 1387’den 1912’ye kadar Osmanlı hakimiyetinden kalan Kavala 1700’li yıllarda dünyanın en büyük tütün ticaret limanı olmuş.  Günümüzde Yunanistan'ın önemli bir turizm merkezi. Tam karşısında turistik Thassos (taşözü) adasına kavaladan 2 saatlik bir feribot yolculuğuyla ulaşılabilir. Kavala’da görülecek yerler: Kavala doğumlu olan, Mısır Valiliği yapmış olan Kavalalı Mehmet Paşa’nın evi ve heykeli. Şehrin panaromik olarak en iyi şekilde görülebileceği kale, Kanunu Sultan Süleyman tarafından yaptırtılan su kemerleri, Pargalı İbrahimin Paşa Camisi günümüzde Agios Nicholas kilisesine dönüştürülmüş.  Kavalalı Mehmet Ali Paşanın yaptırttığı imarethane günümüzde Yunanistan’ın en değerli otellerinden biri olan İmaret oteli. Kavala’nın meşhur kurabiyesini almadan dönmüyoruz. 12:00 gibi Kavala’dan ayrılıp izmir’e doğru dönüş yolculuğumuza geçiyoruz.